"... kimlik bir 'yamalı bohça' değildir, gergin bir tuval üzerine çizilen bir desendir; tek bir aidiyete dokunulmaya görsün, sarsılan bütün bir kişilik olacaktır." (sf. 27)
"Bu arada herkes bir ülkenin geleceğinin, tarihinin basit bir uzantısı olamayacağını kabul edecektir -hangi halk olursa olsun, geleceğinden çok tarihine hayranlık duyması üzücü bile sayılabilir." (sf. 37)
"Bana öyle geliyor ki, dinlerin halklar üzerindeki etkisi fazlaca abartılırken, tersine halkların dinler üzerindeki etkisi dikkate alınmıyor." (sf. 37)
"Bizimkiler de dahil her devirde gözlemlenebilecek bir tutum. Müslüman toplumu kendini güvende hissettiği her defasında açık olmayı başarmıştır. Böyle zamanlarda ortaya çıkan İslam görüntüsünün bugünkü karikatürleriyle hiçbir benzerliği yoktur. Eski görüntünün İslamın başlangıçtaki esas ruhunu daha iyi yansıttığını söylemeye çalışmıyorum ama sadece, bu dinin de, tıpkı öteki dinler gibi her dönemde zamanın ve mekanın damgasını taşıdığını söylemek istiyorum. Kendilerinden emin toplumlar yansımalarını güven verici, huzur dolu, açık bir dinde bulurlar; güvensiz toplumlarsa korkak, bağnaz, çatıkkaşlı bir dinde." (sf. 56)
"Kiliseyi devletten ayırmak artık yeterli değil; dinseli bir kimlik bildirimi olmaktan çıkartmak aynı derecede önemli." (sf. 82)
"Farklılıklarımızı büyük bir hırsla vurguluyorsak, bunun nedeni açıkça git gide daha az farklı hale gelmemizdir." (sf. 88)
"Evrenselliğin temel ön gerçeği, insanlık onuruna ilişkin haklar olduğu, hiç kimsenin dini, rengi, milliyeti, cinsiyeti ya da daha başka nedenler yüzünden hemcinslerini bu haklardan yoksun bırakamayacağıdır. (...)
İlke olarak buna pek az kişi karşı çıkacaktır: uygulamada ise, sanki buna hiç inanılmıyormuş gibi davranılır. Mesela hiçbir Batılı hükümet, Afrika'daki ve Arap dünyasındaki insan haklarına Polonya ya da Küba'dakine baktığı gibi talepkar bir bakışla bakmaz. (...) Birine saygı göstermek, tarihine saygı göstermek, onun aynı insanlığa ait olduğunu kabul etmekle olur, farklı bir insanlığa, ucuz bir insanlığa değil." (sf. 89)
"İsrailliler bugün bir ulus oluşturmuşlarsa, bunun tek nedeni (...) onları birleştiren din bağı değildir, kendilerini modern İbranice sayesinde gerçek bir ulusal dille donatmayı başarmış olmalarıdır; kırk yıl İsrail'de kalıp da sinagoga adımını atmamış bir kişi bir anda toplum dışına atılmayacaktır; orada kırk yıl yaşayıp da İbranice'yi öğrenmek istemeyen bir kişi içinse aynı şey söylenemez. (...) Bir insanın dinsiz yaşayabileceği ama herhangi bir dili olmadan kesinlikle yaşayamayacağını görmek için uzun ıspatlara gerek yoktur." (sf. 108)
"Uzun zamandan beri baskı gören ya da en azından ihmal edilen bir dil, ötekilerin aleyhine olarak ve başka tipte bir ayrımcılığa yol açma pahasına yerini meşru olarak yeniden talep edebilir mi?" (sf.110)
"... Her türlü politik ya da sendikal ya da akademik özgürlükler kösteklendiğinde, ibadet yerleri insanların toplanıp tartışabileceği tek yer haline gelir. (...) Zaman ilerledikçe sözde 'laik' diktatörler dinci fanatizmin fidanlığı gibi görünmeye başladılar. Demokrasinin olmadığı bir laiklik, hem demokrasi hem laiklik için bir felakettir."
"Demokrasiden söz edebilmek için fikir tartışmalarının göreli bir huzur ortamında gerçekleşmesi gerekir. (...) Cemaatlere dayanan ya da ırkçı ya da totaliter bir mantık içine girildiği an, dünyanın her yerinde demokratların rolü artık çoğunluğun tercihlerini ön plana çıkarmak değil, gerekirse çoğunluk kuralına karşı, ezilenlerin haklarına saygı duyulmasını sağlamak olmalıdır." (sf. 125)
Amin Maalouf
ÖLÜMCÜL KİMLİKLER
YKY