roman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
roman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Haziran 2010 Perşembe

Yeraltından Notlar [Alıntı #10]

"...birisine sinirlendiğim zaman büyük zevk duyardım." (sf. 8)

"...kötü ve hırçın biri değilim. bu yaptıklarım gönlümü hoş tutmak için sadece. öfkeden ağzım köpükler saçarken, yüzüme azıcık gülünüp bir fincan şekerli çay verildiğinde gevşer ve duygulanırdm." (sf. 8)

"ben gerçekten kötü bir insan değilim. ne aksi bir adamım ne uysal; ne namuslu, ne alçak, ne de onurlu biriyim. ne kahramanım, ne de bir korkak. hiçbir şey olamadım." (sf. 9)

"...herşeyi tam anlamıyla algılamak bir hastalıktır." (sf.10)

"niçin ben iyilik, güzellik, yücelik gibi şeyler konusundaki anlama gücüm arttıkça, bataklığa daha çok gömülüyor ve boğulacak duruma geliyordum? üstelik bu bende rastlantısal bir şey değil, kaçınılmaz bir durum haline geldi. sanki, bu halim bir hastalık, bir rahatsızlık, bir düzensizlik değil de benim doğal halim gibiydi." (sf. 10)

"işte, ben yapmacıksız bir insanı; onu özene bezene topraktan yaratan şefkatli bir doğa ananın görmek istediği gibi gerçek ve normal bir insan sayarım. böyle bir insanı korkunç derecede kıskanırım. yani böyle bir insan aptaldır!" (sf. 14)

"herhangi bir sebeple bu doğa kanunlarından biri; örneğin, iki kere ikinin dört ettiği, benim hoşuma gitmiyorsa, bundan kime ne?" (sf. 17)

"iki kez de böyle aşık olmayı denedim ve bu yüzden olmadık acılar çektim. kalbimin bir köşesinde bu acıya inanamazlık, hem de bu acıyla alay etmek yeşerirken, yine de acı çekmeyi sürdürdüm. üstelik sırılsıklam bir aşık gibi kıskanıyor ve kendimi kaybediyordum. bunun tek sebebi can sıkıntısıydı." (sf. 21)

"bence iki kere iki dört yalnızca bir küstahlık. iki kere ikiyi yolunuzun ortasında külhanbey gibi duran, ellerini beline koymuş, her yana tükürükler saçan biri olarak düşünüyorum. sonra da onun mükemmel bir varlık olabileceğini de kabul ediyorum ama herşeyi güzel görmeye başladıktan sonra, iki kere ikinin dört değil de beş olduğunu düşünmek ve bundan zevk duymak da olumlur olabilir." (sf. 38)

"iş yerinde çalışanların hepsine karşı nefret ve korku besliyordum. bunlar ani çıkışlardı; ya hepsini küçümsüyor ya da hepsini birden kendimden üstün görüyordum." (sf. 48)

"hiç kimseyle tek laf etmek istemezken; ani değişikliklerde bulunur, iş arkadaşlarımla konuşmak ve arkadaşlık etmek için neredeyse can atardım. onlara duyduğum bu soğukluk birden ortadan kalkar, sevgiye dönüşürdü. kim bilir, belki de bu duygular gerçekte yoktu, belki de kitaplardan kapma yapmacık duygulardı." (sf. 49)

"en bayağı ve en aşağılık insanlarn aynı zamanda namus timsali olarak kalabilmeleri ancak bizim ülkemizde mümkündür!" (sf. 51)

"hırçınlığım nedeniyle, tutku adını verdğim duygularım keskin ve yakıcıydı. isteri krizlerine benzeyen bulutlar, gözyaşlarıyla ve çırpınmalarla geliyordu." (sf.52)

Dostoyevski
Yeraltından Notlar

10 Mayıs 2010 Pazartesi

Alıntı #8

"Tanrı varsa, ki ben olmadığına gerçekten inanıyorum, insan aklının sınırları olduğunu da bilir. yoksulluğu, haksızlığı, açgözlülüğü, yapayalnızlığı, bütün bu karmaşayı o yaratmadı mı? mutlaka çok iyi niyetlerle girişmiştir bu işe, ama sonuçlar bir felaket. tanrı varsa, bu dünyayı erkenden terk etmeyi seçen yaratıklara karşı cömert davranacaktır, hatta bizleri burada vakit harcamaya zorladığı için özür bile dileyebilir."

Paulo COELHO

"Veronika Ölmek İstiyor"

14 Mart 2010 Pazar

Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği

  • “ ‘Einmal ist keinmal’ diyor Tomas kendine. (…) Yaşanacak bir tek hayatımız varsa eğer, onu hiç yaşamamış da olabiliriz, fark etmez.”

  • “Gerçek insan iyiliği, ancak karşısındaki güçsüz bir yaratıksa bütün saflığı ile özgürce ortaya çıkabilir. İnsan soyunun gerçek ahlâki sınavı, temel sınavı (…) onun, merhametine bırakılmışlarına davranışında gizlidir: Hayvanlara. Ve işte bu açıdan insan soyu temel bir yenilgi yaşamıştır, o kadar temel bir yenilgi ki, bütün öteki yenilgiler kaynağını buradan alabilir.”

  • “Varoluşla kesin olarak uzlaşmanın önerdiği estetik ülkü, bokun reddedildiği, herkesin bok yokmuş gibi davrandığı bir dünyadır. Bu estetik ülkünün adı ‘kitsch’dir.”

  • “İnsan zamanı bir döngü izlemiyor; onun yerine dümdüz bir çizgide ileriye doğru gidiyor. İnsan bu yüzden mutlu olamıyor; mutluluk yinelenmeye duyulan özlemdir.”

  • “Dehşet bir şoktur, mutlak bir körleşmenin zamanı. Dehşette en ufak güzellik yoktur. Bütün görebildiğimiz bizi bekleyen bir olayın gelip geçici ışığıdır. Öte yandan, hüzün olacakları bildiğimizi varsayan bir tavırdır.”

MILAN KUNDERA