Hamlet ile Hitler
----Hamlet'in bir türlü öldüremediği amcası aslında Hitler'miş----
"Tarih hikayeleştirilirken, hikaye tarihselleştirilir. Gerçeği ortaya çıkarmaya çalışan bütün anlatılar yalanlarla zenginleşir. Bütün anılar, anlatıya dökülen bütün tarihler kurgusaldır." (sf. 231)
"Aslında hayat kimseye yetmez. Kendinizi kandırmayın. Öyle olsaydı, hayatın size kahramanlar aracılığıyla söyleyecekleri ile bu kadar çok ilgilenmezdiniz." (sf. 235)
"Sizin gözünüzü korkutan, kahramanların aynı zamanda bir çeşit kurban olması. İstemediğiniz bu aslında, yoksa kahraman olmanın kendisi değil." (sf. 236)
"Sosyal maskemiz kendimizin bir lehçesidir. Bunu anladığımızda kendimiz için bile imkansız oluruz." (sf. 261)
alıntı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
alıntı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
6 Mart 2012 Salı
YEDİ KAPILI KIRK ODA [Alıntı #18]
Etiketler:
alıntı,
alıntılamak,
alıntılar,
çağdaş türk edebiyatı,
edebiyat,
kırk oda,
Murathan Mungan,
türk edebiyatı,
yedi kapılı kırk oda
13 Aralık 2011 Salı
Kırk Oda [Alıntı #17]
Makas
"Bazı şeyleri ötekilere/onlara anlatmak güçtür. anlamaya hazırdırlar. Anlamak isterler. anlamaya çalışırlar. Fakat asıl zor olanın, sizin için güç olanın, bu anlatma çabası olduğunu anlamazlar." (58)
"Hayatımda bir şeyler değişsin istiyorum. Sürekli bir şeyler değişsin. Sonra da çok korkuyorum. Her şey değişecek diye korkuyorum." (59)
"Hiç önemsemiyormuş gibi gözüküp, deliler gibi önemsiyordum. Bu da benim ikilemimdi." (66)
"Evet, onlardan (insanlardan) gizlice nefret ediyordum. nefretimi aşırı nezaketimle örtüyor, onlara hep anlayışlı ve yakın davranmaya özen gösteriyordum. (...) onları hor görüyordum, küçümsüyordum, yaşamlarında bir büyük eksiklik, bir boşluk varmış gibi geliyordu." (69)
"Her şeyi anlıyor, herkesi tanıyor, her sorunu kavrıyor, yani kavraya anlaya yaşlanıyordum. Anlamak yorgunuydum. Bu yüzden kimseye kızamıyordum. Kimseden doya doya nefret edemiyordum. Kimseye ağız dolusu küfredemiyordum, kimseye deliler gibi öfkelenemiyordum." (71)
Hedda Gable Diye Bir Kadın
"Hiçbir şeyi sahiden yaşayamıyorum. sevinemiyorum, sevemiyorum. Bütün duyarlılıklarım sahte, düşünülmüş, tasarlanmış, bütün inceliklerimin etkisi ve sonuçları hesaplanmış. Bütün duyarlı yanlarımın çürüdüğünü duyumsuyorum. Sanki gövdemin bir parçası usul usul çürüyor. Karşı çıktığım bir dünyanın parçası oluyorum. (...) acı çekmeyi kuruyorum, sevmeyi, aşık olmayı, dost, arkadaş olmayı kuruyorum. Sonra kurduklarımı yaşıyorum, kurduklarıma insanları inandırmak istiyorum.inanmadıkları zaman deliriyorum, suçluyorum, suçlanıyorum." (95-96)
Murathan MUNGAN
Kırk Oda
"Bazı şeyleri ötekilere/onlara anlatmak güçtür. anlamaya hazırdırlar. Anlamak isterler. anlamaya çalışırlar. Fakat asıl zor olanın, sizin için güç olanın, bu anlatma çabası olduğunu anlamazlar." (58)
"Hayatımda bir şeyler değişsin istiyorum. Sürekli bir şeyler değişsin. Sonra da çok korkuyorum. Her şey değişecek diye korkuyorum." (59)
"Hiç önemsemiyormuş gibi gözüküp, deliler gibi önemsiyordum. Bu da benim ikilemimdi." (66)
"Evet, onlardan (insanlardan) gizlice nefret ediyordum. nefretimi aşırı nezaketimle örtüyor, onlara hep anlayışlı ve yakın davranmaya özen gösteriyordum. (...) onları hor görüyordum, küçümsüyordum, yaşamlarında bir büyük eksiklik, bir boşluk varmış gibi geliyordu." (69)
"Her şeyi anlıyor, herkesi tanıyor, her sorunu kavrıyor, yani kavraya anlaya yaşlanıyordum. Anlamak yorgunuydum. Bu yüzden kimseye kızamıyordum. Kimseden doya doya nefret edemiyordum. Kimseye ağız dolusu küfredemiyordum, kimseye deliler gibi öfkelenemiyordum." (71)
Hedda Gable Diye Bir Kadın
"Hiçbir şeyi sahiden yaşayamıyorum. sevinemiyorum, sevemiyorum. Bütün duyarlılıklarım sahte, düşünülmüş, tasarlanmış, bütün inceliklerimin etkisi ve sonuçları hesaplanmış. Bütün duyarlı yanlarımın çürüdüğünü duyumsuyorum. Sanki gövdemin bir parçası usul usul çürüyor. Karşı çıktığım bir dünyanın parçası oluyorum. (...) acı çekmeyi kuruyorum, sevmeyi, aşık olmayı, dost, arkadaş olmayı kuruyorum. Sonra kurduklarımı yaşıyorum, kurduklarıma insanları inandırmak istiyorum.inanmadıkları zaman deliriyorum, suçluyorum, suçlanıyorum." (95-96)
Murathan MUNGAN
Kırk Oda
Etiketler:
alıntı,
amerikan edebiyatı,
Kırık Oda,
kısa öykü,
Murathan Mungan,
öykü,
türk edebiyatı
17 Eylül 2011 Cumartesi
Dağın Öteki Yüzü [Alıntı #14]
"Sen, beni hiçbir zaman kâfi miktarda sevmedin," diye sitem ediyor, kalbimi parçalıyorsun. Ah sevgilim, seni bazen üzdüm biliyorum. Sen şefkatine kendimi emanet edebildiğim tek insansın. Aramızdaki bu mucizeyi lütfen unutma." (sf. 28)
"Kadınlarda bu güç vardı... Acıları birbirine denkleştirme, birleştirme, yaşayıp bitirme, yeniden başlama! [...] Kadınlar bitenden, erkeklerse sürenden söz etmiyorlardı." (sf. 176)
"Şeb-i yeldayı müneccimle müvakkit ne bilir
Müptela-i aşka sor, kim geceler kaç saat?" (sf. 254)
Erendiz ATASÜ
Dağın Öteki Yüzü
Everest Yayınları
"Kadınlarda bu güç vardı... Acıları birbirine denkleştirme, birleştirme, yaşayıp bitirme, yeniden başlama! [...] Kadınlar bitenden, erkeklerse sürenden söz etmiyorlardı." (sf. 176)
"Şeb-i yeldayı müneccimle müvakkit ne bilir
Müptela-i aşka sor, kim geceler kaç saat?" (sf. 254)
Erendiz ATASÜ
Dağın Öteki Yüzü
Everest Yayınları
Etiketler:
alıntı,
alıntılamak,
dağın öteki yüzü,
edebiyat,
erendiz atasü,
everest yayınları
22 Ağustos 2011 Pazartesi
Oyunlarla Yaşayanlar [Alıntı #13]
"Biz büyük bir milletiz derken, aynı zamanda demek istiyorum ki, evet aynı zamanda biz çocuk kalmış bir milletiz Saffet! Çünkü her şeye çocuk gibi sevinir, çocuk gibi üzülürüz her şeye." (sf. 48)
"Ey zavallı milletim dinle dinle! [...] Bizler bu kadar gelişirken geri kaldığın için hiç utanmıyor musun? Hiç düşünmüyor musun ki, sen neden geri kalıyorsun diye durmadan düşünmek yüzünden, biz de istediğimiz kadar ilerleyemiyoruz. [...] Ey şu fakir milletim! Aslında seni anlatmıyoruz. Sefil ruhlarımızın korkak karanlığını anlatıyoruz. İşte onun için sana yanaşamıyoruz. Senin yanında bir sığıntı gibi yaşıyoruz. Hiç utanmıyor muyuz? Hiç utanmıyoruz." (sf. 51)
Oğuz Atay
Oyunlarla Yaşayanlar
İletişim Yayınları
"Ey zavallı milletim dinle dinle! [...] Bizler bu kadar gelişirken geri kaldığın için hiç utanmıyor musun? Hiç düşünmüyor musun ki, sen neden geri kalıyorsun diye durmadan düşünmek yüzünden, biz de istediğimiz kadar ilerleyemiyoruz. [...] Ey şu fakir milletim! Aslında seni anlatmıyoruz. Sefil ruhlarımızın korkak karanlığını anlatıyoruz. İşte onun için sana yanaşamıyoruz. Senin yanında bir sığıntı gibi yaşıyoruz. Hiç utanmıyor muyuz? Hiç utanmıyoruz." (sf. 51)
Oğuz Atay
Oyunlarla Yaşayanlar
İletişim Yayınları
Etiketler:
alıntı,
aydın,
iletişim,
iletişim yayınları,
oğuz atay,
oyun,
oyunlarla yaşayanlar,
tiyatro,
türk tiyatrosu,
türkiye
Alıntı #12
"Bu dünyada insanların korktuğu tek şey öğrenmekti. Acıyı, susuzluğu, açlığı ve üzüntüyü öğrenmek onların uykularını kaçırıyor, bu yüzden daha rahat döşeklere, daha leziz yemeklere ve daha neşeli dostlara sığınıyorlardı." (sf. 90)
İhsan Oktay ANAR
Puslu Kıtalar Atlası
İletişim Yayınları
İhsan Oktay ANAR
Puslu Kıtalar Atlası
İletişim Yayınları
Etiketler:
alıntı,
alıntılamak,
ihsan oktay anar,
kitap,
puslu kıtalar atlası
24 Aralık 2010 Cuma
Semerkant [Alıntı #11]
"...Zamanın iki yüzü, iki boyutu var. Uzunluğu güneşe, genişliği tutkulara uyarlanmış." (sf. 31)
"... (Ömer) küp denklemlerle ilgili ciddi bir eser yazmaya koyuldu. Bu cebirsel bilinmeyenine, Arapça 'şey' diyordu. Bu sözcük İspanyolca yapıtlarda 'Xay' diye yazıldığından, zamanla X biçimini alacak ve bilinmeyeni göstermekte kullanılan evrensel X harfine dönüşecekti." (sf. 34)
"Zaman zaman bu dünyada bir adam kalkar
Şişinerek: "İşte buradayım!" der.
Kısa bir düş boyunca sürer zaferi,
Ölüm gelmiştir bile ve: İşte buradayım! der." (sf. 47)
"...Hiç şaşma, gerçek iki yüzlüdür. İnsanlar da öyle." (sf. 49)
"....Hayyam, yalnızdın sevgilinin yanında!
Şimdi gitti, artık ona sığınabilirsin." (sf. 55)
"Derler ki, binli yılların başlarında çağı etkilemiş üç İranlı vardır: Dünyayı gözlemlemiş olan Ömer Hayyam, dünyaya hükmetmiş olan Nizamülmülk ve dünyayı titretmiş olan Hasan Sabbah." (sf. 66)
Amin Maalouf
SEMERKANT
YKY - Ekim 2003
"... (Ömer) küp denklemlerle ilgili ciddi bir eser yazmaya koyuldu. Bu cebirsel bilinmeyenine, Arapça 'şey' diyordu. Bu sözcük İspanyolca yapıtlarda 'Xay' diye yazıldığından, zamanla X biçimini alacak ve bilinmeyeni göstermekte kullanılan evrensel X harfine dönüşecekti." (sf. 34)
"Zaman zaman bu dünyada bir adam kalkar
Şişinerek: "İşte buradayım!" der.
Kısa bir düş boyunca sürer zaferi,
Ölüm gelmiştir bile ve: İşte buradayım! der." (sf. 47)
"...Hiç şaşma, gerçek iki yüzlüdür. İnsanlar da öyle." (sf. 49)
"....Hayyam, yalnızdın sevgilinin yanında!
Şimdi gitti, artık ona sığınabilirsin." (sf. 55)
"Derler ki, binli yılların başlarında çağı etkilemiş üç İranlı vardır: Dünyayı gözlemlemiş olan Ömer Hayyam, dünyaya hükmetmiş olan Nizamülmülk ve dünyayı titretmiş olan Hasan Sabbah." (sf. 66)
Amin Maalouf
SEMERKANT
YKY - Ekim 2003
Etiketler:
alıntı,
alıntılar,
amin,
amin maalouf,
edebiyat,
fransa,
fransız,
maalouf,
omar khayyam,
ömer hayyam
10 Haziran 2010 Perşembe
Yeraltından Notlar [Alıntı #10]
"...birisine sinirlendiğim zaman büyük zevk duyardım." (sf. 8)
"...kötü ve hırçın biri değilim. bu yaptıklarım gönlümü hoş tutmak için sadece. öfkeden ağzım köpükler saçarken, yüzüme azıcık gülünüp bir fincan şekerli çay verildiğinde gevşer ve duygulanırdm." (sf. 8)
"ben gerçekten kötü bir insan değilim. ne aksi bir adamım ne uysal; ne namuslu, ne alçak, ne de onurlu biriyim. ne kahramanım, ne de bir korkak. hiçbir şey olamadım." (sf. 9)
"...herşeyi tam anlamıyla algılamak bir hastalıktır." (sf.10)
"niçin ben iyilik, güzellik, yücelik gibi şeyler konusundaki anlama gücüm arttıkça, bataklığa daha çok gömülüyor ve boğulacak duruma geliyordum? üstelik bu bende rastlantısal bir şey değil, kaçınılmaz bir durum haline geldi. sanki, bu halim bir hastalık, bir rahatsızlık, bir düzensizlik değil de benim doğal halim gibiydi." (sf. 10)
"işte, ben yapmacıksız bir insanı; onu özene bezene topraktan yaratan şefkatli bir doğa ananın görmek istediği gibi gerçek ve normal bir insan sayarım. böyle bir insanı korkunç derecede kıskanırım. yani böyle bir insan aptaldır!" (sf. 14)
"herhangi bir sebeple bu doğa kanunlarından biri; örneğin, iki kere ikinin dört ettiği, benim hoşuma gitmiyorsa, bundan kime ne?" (sf. 17)
"iki kez de böyle aşık olmayı denedim ve bu yüzden olmadık acılar çektim. kalbimin bir köşesinde bu acıya inanamazlık, hem de bu acıyla alay etmek yeşerirken, yine de acı çekmeyi sürdürdüm. üstelik sırılsıklam bir aşık gibi kıskanıyor ve kendimi kaybediyordum. bunun tek sebebi can sıkıntısıydı." (sf. 21)
"bence iki kere iki dört yalnızca bir küstahlık. iki kere ikiyi yolunuzun ortasında külhanbey gibi duran, ellerini beline koymuş, her yana tükürükler saçan biri olarak düşünüyorum. sonra da onun mükemmel bir varlık olabileceğini de kabul ediyorum ama herşeyi güzel görmeye başladıktan sonra, iki kere ikinin dört değil de beş olduğunu düşünmek ve bundan zevk duymak da olumlur olabilir." (sf. 38)
"iş yerinde çalışanların hepsine karşı nefret ve korku besliyordum. bunlar ani çıkışlardı; ya hepsini küçümsüyor ya da hepsini birden kendimden üstün görüyordum." (sf. 48)
"hiç kimseyle tek laf etmek istemezken; ani değişikliklerde bulunur, iş arkadaşlarımla konuşmak ve arkadaşlık etmek için neredeyse can atardım. onlara duyduğum bu soğukluk birden ortadan kalkar, sevgiye dönüşürdü. kim bilir, belki de bu duygular gerçekte yoktu, belki de kitaplardan kapma yapmacık duygulardı." (sf. 49)
"en bayağı ve en aşağılık insanlarn aynı zamanda namus timsali olarak kalabilmeleri ancak bizim ülkemizde mümkündür!" (sf. 51)
"hırçınlığım nedeniyle, tutku adını verdğim duygularım keskin ve yakıcıydı. isteri krizlerine benzeyen bulutlar, gözyaşlarıyla ve çırpınmalarla geliyordu." (sf.52)
Dostoyevski
Yeraltından Notlar
"...kötü ve hırçın biri değilim. bu yaptıklarım gönlümü hoş tutmak için sadece. öfkeden ağzım köpükler saçarken, yüzüme azıcık gülünüp bir fincan şekerli çay verildiğinde gevşer ve duygulanırdm." (sf. 8)
"ben gerçekten kötü bir insan değilim. ne aksi bir adamım ne uysal; ne namuslu, ne alçak, ne de onurlu biriyim. ne kahramanım, ne de bir korkak. hiçbir şey olamadım." (sf. 9)
"...herşeyi tam anlamıyla algılamak bir hastalıktır." (sf.10)
"niçin ben iyilik, güzellik, yücelik gibi şeyler konusundaki anlama gücüm arttıkça, bataklığa daha çok gömülüyor ve boğulacak duruma geliyordum? üstelik bu bende rastlantısal bir şey değil, kaçınılmaz bir durum haline geldi. sanki, bu halim bir hastalık, bir rahatsızlık, bir düzensizlik değil de benim doğal halim gibiydi." (sf. 10)
"işte, ben yapmacıksız bir insanı; onu özene bezene topraktan yaratan şefkatli bir doğa ananın görmek istediği gibi gerçek ve normal bir insan sayarım. böyle bir insanı korkunç derecede kıskanırım. yani böyle bir insan aptaldır!" (sf. 14)
"herhangi bir sebeple bu doğa kanunlarından biri; örneğin, iki kere ikinin dört ettiği, benim hoşuma gitmiyorsa, bundan kime ne?" (sf. 17)
"iki kez de böyle aşık olmayı denedim ve bu yüzden olmadık acılar çektim. kalbimin bir köşesinde bu acıya inanamazlık, hem de bu acıyla alay etmek yeşerirken, yine de acı çekmeyi sürdürdüm. üstelik sırılsıklam bir aşık gibi kıskanıyor ve kendimi kaybediyordum. bunun tek sebebi can sıkıntısıydı." (sf. 21)
"bence iki kere iki dört yalnızca bir küstahlık. iki kere ikiyi yolunuzun ortasında külhanbey gibi duran, ellerini beline koymuş, her yana tükürükler saçan biri olarak düşünüyorum. sonra da onun mükemmel bir varlık olabileceğini de kabul ediyorum ama herşeyi güzel görmeye başladıktan sonra, iki kere ikinin dört değil de beş olduğunu düşünmek ve bundan zevk duymak da olumlur olabilir." (sf. 38)
"iş yerinde çalışanların hepsine karşı nefret ve korku besliyordum. bunlar ani çıkışlardı; ya hepsini küçümsüyor ya da hepsini birden kendimden üstün görüyordum." (sf. 48)
"hiç kimseyle tek laf etmek istemezken; ani değişikliklerde bulunur, iş arkadaşlarımla konuşmak ve arkadaşlık etmek için neredeyse can atardım. onlara duyduğum bu soğukluk birden ortadan kalkar, sevgiye dönüşürdü. kim bilir, belki de bu duygular gerçekte yoktu, belki de kitaplardan kapma yapmacık duygulardı." (sf. 49)
"en bayağı ve en aşağılık insanlarn aynı zamanda namus timsali olarak kalabilmeleri ancak bizim ülkemizde mümkündür!" (sf. 51)
"hırçınlığım nedeniyle, tutku adını verdğim duygularım keskin ve yakıcıydı. isteri krizlerine benzeyen bulutlar, gözyaşlarıyla ve çırpınmalarla geliyordu." (sf.52)
Dostoyevski
Yeraltından Notlar
Etiketler:
alıntı,
alıntılamak,
dostoyevski,
edebiyat,
modern novel,
notes from underground,
quotation,
roman,
rus,
rus edebiyatı,
yeraltından notlar
21 Mayıs 2010 Cuma
Karanlığın Kalbi [Alıntı #9]
“Hiçbir korku açlığa karşı direnemez, hiçbir sabır onu aşındıramaz, açlığın olduğu yerde iğrenme varolamaz, hurafelere, inançlara, ilke diyebileceğimiz şeylere gelince de, bunlar rüzgarın savurduğu saman çöplerinden farksızdırlar. Ağır ağır öldüren açlığın şeytanlığını, bıktırıcı acısını, kara düşüncelerini, karanlık ve suratsız yabanıllığını bilir misiniz?… Yokluğa, onursuzluğa, ruhsuzluğa dayanmak, bu uzayan açlığa dayanmaktan daha kolaydır. Üzüntü verici bir şey bu ama gerçek.”
Joseph Conrad
Karanlığın Kalbi - Heart of Darkness
Joseph Conrad
Karanlığın Kalbi - Heart of Darkness
Etiketler:
alıntı,
alıntılamak,
edebiyat,
heart of darkness,
ingiliz edebiyatı,
ingiltere,
karanlığın kalbi,
karanlığın yüreği,
kitap,
koloni,
sömürge
10 Mayıs 2010 Pazartesi
Alıntı #8
"Tanrı varsa, ki ben olmadığına gerçekten inanıyorum, insan aklının sınırları olduğunu da bilir. yoksulluğu, haksızlığı, açgözlülüğü, yapayalnızlığı, bütün bu karmaşayı o yaratmadı mı? mutlaka çok iyi niyetlerle girişmiştir bu işe, ama sonuçlar bir felaket. tanrı varsa, bu dünyayı erkenden terk etmeyi seçen yaratıklara karşı cömert davranacaktır, hatta bizleri burada vakit harcamaya zorladığı için özür bile dileyebilir."
Paulo COELHO
"Veronika Ölmek İstiyor"
Paulo COELHO
"Veronika Ölmek İstiyor"
Etiketler:
alıntı,
alıntılamak,
edebiyat,
kitap,
paulo coelho,
roman,
veronika ölmek istiyor
Alıntı #7
"Now, it is quite easy to remark the absurdities and contradictions of a country's social system from outside its borders, but very difficult if one has been brought up in it." (53)
"She must not analyze, she must not be conscious; and here she was, watching, the movements of her own mind as if she were observing a machine." (60)
Doris LESSING
"Martha Quest"
"She must not analyze, she must not be conscious; and here she was, watching, the movements of her own mind as if she were observing a machine." (60)
Doris LESSING
"Martha Quest"
Etiketler:
alıntı,
alıntılamak,
doris lessing,
edebiyat,
ingiliz,
ingiliz edebiyatı,
kitap,
martha quest
27 Mart 2010 Cumartesi
İbrahim [Alıntı #6]
ibrâhîm
içimdeki putları devir
elindeki baltayla
kırılan putların yerine
yenilerini koyan kim
güneş buzdan evimi yıktı
koca buzlar düştü
putların boyunları kırıldı
ibrâhîm
güneşi evime sokan kim
asma bahçelerinde dolaşan güzelleri
buhtunnasır put yaptı
ben ki zamansız bahçeleri kucakladım
güzeller bende kaldı
ibrâhîm
gönlümü put sanıp da kıran kim
Asaf Halet ÇELEBİ
içimdeki putları devir
elindeki baltayla
kırılan putların yerine
yenilerini koyan kim
güneş buzdan evimi yıktı
koca buzlar düştü
putların boyunları kırıldı
ibrâhîm
güneşi evime sokan kim
asma bahçelerinde dolaşan güzelleri
buhtunnasır put yaptı
ben ki zamansız bahçeleri kucakladım
güzeller bende kaldı
ibrâhîm
gönlümü put sanıp da kıran kim
Asaf Halet ÇELEBİ
Etiketler:
alıntı,
asaf halef çelebi,
edebiyat,
ibrahim,
om mani padme hum,
şiir
15 Mart 2010 Pazartesi
Alıntı #5
“Even a god cannot change the past.”
Aristotle
Aristotle
14 Mart 2010 Pazar
Alıntı #4
"Tu nur das Rechte in deinen Sachen; das andre wird sich von selber machen."
* GOETHE
* GOETHE
Alıntı #2
“Dürtülerin baskı altına alınması, ezilen bireyde bir saldırganlık gizilgücü yaratır; bu gizilgüç, sistemin iç ve dış düşmanlarına karşı kanalize edilerek, kapitalizmin çıkarları için doğrudan kullanılabilir.”
Dieter Duhm
“Kapitalizmde Korku”
Etiketler:
alıntı,
dieter duhm,
ekonomi,
kapitalizmde korkui kapitalizm
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)