"Herkesçe küçümsenen biri olmaktan nefret ediyorsun, meramını doğru düzgün anlatamamaktan nefret ediyorsun. Onlar gidip ortalığı yıkıyorlar, sen oturup surat asıyorsun. Başkalarına yardım etmeyeceğim, insanlar için kılımı bile kıpırdatmayacağım, diyorsun. Yalnızca kendimi düşüneceğim, geri kalanlar ne halleri versa görsünler, beni ilgilendirmez, diyorsun." (sf. 126)
"Ladymont'tayken elimin iyi kalem tuttuğunu düşünürdüm. Londra'ya gittiğimde bunun doğru olmadığını kavramaya başladım. Benim kadar, hatta benden daha yetenekli insanlarla çevriliydim. Değil bir başkasınınkini, kendi yaşantımı bile nasıl yönlendireceğimi bilmiyorum.
Yönlendirilme gereksinimi olan benim." (sf. 226)
Koleksiyoncu - The Collector
John Fawles
Ayrıntı Yayınları
8 Kasım 2011 Salı
Koleksiyoncu [Alıntı #16]
Etiketler:
ayrıntı yayınları,
edebiyat,
ingiliz edebiyatı,
ingiltere,
john fowles
12 Ekim 2011 Çarşamba
Çavdar Tarlasında Çocuklar [Alıntı #15]
" 'Hayat, kurallara göre oynanması gereken bir oyundur.'
Oyunmuş, kıçımın kenarı. Oyun, öyle mi? Tüm asların bulunduğu takımdaysan, oyun o zaman, tamam; kabul ederim. Ya öteki takımdaysan, as oyuncu filan hiç yoksa, oyunla ilgisi kalır mı bunun? Hiç yani. Yok oyun moyun." (sf. 13-14)
"...Birileri bana yaşıma uygun davranmam gerektiğini söylediğinde canım sıkılır. Bazen yaşıma göre olgun davrandığım da olur -ciddi söylüyorum- ama buna kimse dikkat etmez. İnsanlar hiçbir şeye dikkat etmiyorlar zaten." (sf. 14)
"En büyük sorunum da bu; kiminle biraz oynaşsam, onu bayağı akıllı biri sanıyorum." (sf. 102)
"Sinemalarda böyle sahtekârca zımbırtılara deli gibi gözyaşı dökenlerin yüzde doksanı aslında kötü kalpli, aşağılık insanlar." (sf. 133)
"Sakın kimseye bir şey anlatmayın. Herkesi özlemeye başlıyorsunuz yoksa." (sf. 198)
Oyunmuş, kıçımın kenarı. Oyun, öyle mi? Tüm asların bulunduğu takımdaysan, oyun o zaman, tamam; kabul ederim. Ya öteki takımdaysan, as oyuncu filan hiç yoksa, oyunla ilgisi kalır mı bunun? Hiç yani. Yok oyun moyun." (sf. 13-14)
"...Birileri bana yaşıma uygun davranmam gerektiğini söylediğinde canım sıkılır. Bazen yaşıma göre olgun davrandığım da olur -ciddi söylüyorum- ama buna kimse dikkat etmez. İnsanlar hiçbir şeye dikkat etmiyorlar zaten." (sf. 14)
"En büyük sorunum da bu; kiminle biraz oynaşsam, onu bayağı akıllı biri sanıyorum." (sf. 102)
"Sinemalarda böyle sahtekârca zımbırtılara deli gibi gözyaşı dökenlerin yüzde doksanı aslında kötü kalpli, aşağılık insanlar." (sf. 133)
"Sakın kimseye bir şey anlatmayın. Herkesi özlemeye başlıyorsunuz yoksa." (sf. 198)
Etiketler:
amerikan edebiyatı,
catcher in the rye,
çavdar tarlasında çocuklar,
edebiyat,
j d salinger,
yky
17 Eylül 2011 Cumartesi
Dağın Öteki Yüzü [Alıntı #14]
"Sen, beni hiçbir zaman kâfi miktarda sevmedin," diye sitem ediyor, kalbimi parçalıyorsun. Ah sevgilim, seni bazen üzdüm biliyorum. Sen şefkatine kendimi emanet edebildiğim tek insansın. Aramızdaki bu mucizeyi lütfen unutma." (sf. 28)
"Kadınlarda bu güç vardı... Acıları birbirine denkleştirme, birleştirme, yaşayıp bitirme, yeniden başlama! [...] Kadınlar bitenden, erkeklerse sürenden söz etmiyorlardı." (sf. 176)
"Şeb-i yeldayı müneccimle müvakkit ne bilir
Müptela-i aşka sor, kim geceler kaç saat?" (sf. 254)
Erendiz ATASÜ
Dağın Öteki Yüzü
Everest Yayınları
"Kadınlarda bu güç vardı... Acıları birbirine denkleştirme, birleştirme, yaşayıp bitirme, yeniden başlama! [...] Kadınlar bitenden, erkeklerse sürenden söz etmiyorlardı." (sf. 176)
"Şeb-i yeldayı müneccimle müvakkit ne bilir
Müptela-i aşka sor, kim geceler kaç saat?" (sf. 254)
Erendiz ATASÜ
Dağın Öteki Yüzü
Everest Yayınları
Etiketler:
alıntı,
alıntılamak,
dağın öteki yüzü,
edebiyat,
erendiz atasü,
everest yayınları
22 Ağustos 2011 Pazartesi
Oyunlarla Yaşayanlar [Alıntı #13]
"Biz büyük bir milletiz derken, aynı zamanda demek istiyorum ki, evet aynı zamanda biz çocuk kalmış bir milletiz Saffet! Çünkü her şeye çocuk gibi sevinir, çocuk gibi üzülürüz her şeye." (sf. 48)
"Ey zavallı milletim dinle dinle! [...] Bizler bu kadar gelişirken geri kaldığın için hiç utanmıyor musun? Hiç düşünmüyor musun ki, sen neden geri kalıyorsun diye durmadan düşünmek yüzünden, biz de istediğimiz kadar ilerleyemiyoruz. [...] Ey şu fakir milletim! Aslında seni anlatmıyoruz. Sefil ruhlarımızın korkak karanlığını anlatıyoruz. İşte onun için sana yanaşamıyoruz. Senin yanında bir sığıntı gibi yaşıyoruz. Hiç utanmıyor muyuz? Hiç utanmıyoruz." (sf. 51)
Oğuz Atay
Oyunlarla Yaşayanlar
İletişim Yayınları
"Ey zavallı milletim dinle dinle! [...] Bizler bu kadar gelişirken geri kaldığın için hiç utanmıyor musun? Hiç düşünmüyor musun ki, sen neden geri kalıyorsun diye durmadan düşünmek yüzünden, biz de istediğimiz kadar ilerleyemiyoruz. [...] Ey şu fakir milletim! Aslında seni anlatmıyoruz. Sefil ruhlarımızın korkak karanlığını anlatıyoruz. İşte onun için sana yanaşamıyoruz. Senin yanında bir sığıntı gibi yaşıyoruz. Hiç utanmıyor muyuz? Hiç utanmıyoruz." (sf. 51)
Oğuz Atay
Oyunlarla Yaşayanlar
İletişim Yayınları
Etiketler:
alıntı,
aydın,
iletişim,
iletişim yayınları,
oğuz atay,
oyun,
oyunlarla yaşayanlar,
tiyatro,
türk tiyatrosu,
türkiye
Alıntı #12
"Bu dünyada insanların korktuğu tek şey öğrenmekti. Acıyı, susuzluğu, açlığı ve üzüntüyü öğrenmek onların uykularını kaçırıyor, bu yüzden daha rahat döşeklere, daha leziz yemeklere ve daha neşeli dostlara sığınıyorlardı." (sf. 90)
İhsan Oktay ANAR
Puslu Kıtalar Atlası
İletişim Yayınları
İhsan Oktay ANAR
Puslu Kıtalar Atlası
İletişim Yayınları
Etiketler:
alıntı,
alıntılamak,
ihsan oktay anar,
kitap,
puslu kıtalar atlası
24 Aralık 2010 Cuma
Semerkant [Alıntı #11]
"...Zamanın iki yüzü, iki boyutu var. Uzunluğu güneşe, genişliği tutkulara uyarlanmış." (sf. 31)
"... (Ömer) küp denklemlerle ilgili ciddi bir eser yazmaya koyuldu. Bu cebirsel bilinmeyenine, Arapça 'şey' diyordu. Bu sözcük İspanyolca yapıtlarda 'Xay' diye yazıldığından, zamanla X biçimini alacak ve bilinmeyeni göstermekte kullanılan evrensel X harfine dönüşecekti." (sf. 34)
"Zaman zaman bu dünyada bir adam kalkar
Şişinerek: "İşte buradayım!" der.
Kısa bir düş boyunca sürer zaferi,
Ölüm gelmiştir bile ve: İşte buradayım! der." (sf. 47)
"...Hiç şaşma, gerçek iki yüzlüdür. İnsanlar da öyle." (sf. 49)
"....Hayyam, yalnızdın sevgilinin yanında!
Şimdi gitti, artık ona sığınabilirsin." (sf. 55)
"Derler ki, binli yılların başlarında çağı etkilemiş üç İranlı vardır: Dünyayı gözlemlemiş olan Ömer Hayyam, dünyaya hükmetmiş olan Nizamülmülk ve dünyayı titretmiş olan Hasan Sabbah." (sf. 66)
Amin Maalouf
SEMERKANT
YKY - Ekim 2003
"... (Ömer) küp denklemlerle ilgili ciddi bir eser yazmaya koyuldu. Bu cebirsel bilinmeyenine, Arapça 'şey' diyordu. Bu sözcük İspanyolca yapıtlarda 'Xay' diye yazıldığından, zamanla X biçimini alacak ve bilinmeyeni göstermekte kullanılan evrensel X harfine dönüşecekti." (sf. 34)
"Zaman zaman bu dünyada bir adam kalkar
Şişinerek: "İşte buradayım!" der.
Kısa bir düş boyunca sürer zaferi,
Ölüm gelmiştir bile ve: İşte buradayım! der." (sf. 47)
"...Hiç şaşma, gerçek iki yüzlüdür. İnsanlar da öyle." (sf. 49)
"....Hayyam, yalnızdın sevgilinin yanında!
Şimdi gitti, artık ona sığınabilirsin." (sf. 55)
"Derler ki, binli yılların başlarında çağı etkilemiş üç İranlı vardır: Dünyayı gözlemlemiş olan Ömer Hayyam, dünyaya hükmetmiş olan Nizamülmülk ve dünyayı titretmiş olan Hasan Sabbah." (sf. 66)
Amin Maalouf
SEMERKANT
YKY - Ekim 2003
Etiketler:
alıntı,
alıntılar,
amin,
amin maalouf,
edebiyat,
fransa,
fransız,
maalouf,
omar khayyam,
ömer hayyam
10 Haziran 2010 Perşembe
Yeraltından Notlar [Alıntı #10]
"...birisine sinirlendiğim zaman büyük zevk duyardım." (sf. 8)
"...kötü ve hırçın biri değilim. bu yaptıklarım gönlümü hoş tutmak için sadece. öfkeden ağzım köpükler saçarken, yüzüme azıcık gülünüp bir fincan şekerli çay verildiğinde gevşer ve duygulanırdm." (sf. 8)
"ben gerçekten kötü bir insan değilim. ne aksi bir adamım ne uysal; ne namuslu, ne alçak, ne de onurlu biriyim. ne kahramanım, ne de bir korkak. hiçbir şey olamadım." (sf. 9)
"...herşeyi tam anlamıyla algılamak bir hastalıktır." (sf.10)
"niçin ben iyilik, güzellik, yücelik gibi şeyler konusundaki anlama gücüm arttıkça, bataklığa daha çok gömülüyor ve boğulacak duruma geliyordum? üstelik bu bende rastlantısal bir şey değil, kaçınılmaz bir durum haline geldi. sanki, bu halim bir hastalık, bir rahatsızlık, bir düzensizlik değil de benim doğal halim gibiydi." (sf. 10)
"işte, ben yapmacıksız bir insanı; onu özene bezene topraktan yaratan şefkatli bir doğa ananın görmek istediği gibi gerçek ve normal bir insan sayarım. böyle bir insanı korkunç derecede kıskanırım. yani böyle bir insan aptaldır!" (sf. 14)
"herhangi bir sebeple bu doğa kanunlarından biri; örneğin, iki kere ikinin dört ettiği, benim hoşuma gitmiyorsa, bundan kime ne?" (sf. 17)
"iki kez de böyle aşık olmayı denedim ve bu yüzden olmadık acılar çektim. kalbimin bir köşesinde bu acıya inanamazlık, hem de bu acıyla alay etmek yeşerirken, yine de acı çekmeyi sürdürdüm. üstelik sırılsıklam bir aşık gibi kıskanıyor ve kendimi kaybediyordum. bunun tek sebebi can sıkıntısıydı." (sf. 21)
"bence iki kere iki dört yalnızca bir küstahlık. iki kere ikiyi yolunuzun ortasında külhanbey gibi duran, ellerini beline koymuş, her yana tükürükler saçan biri olarak düşünüyorum. sonra da onun mükemmel bir varlık olabileceğini de kabul ediyorum ama herşeyi güzel görmeye başladıktan sonra, iki kere ikinin dört değil de beş olduğunu düşünmek ve bundan zevk duymak da olumlur olabilir." (sf. 38)
"iş yerinde çalışanların hepsine karşı nefret ve korku besliyordum. bunlar ani çıkışlardı; ya hepsini küçümsüyor ya da hepsini birden kendimden üstün görüyordum." (sf. 48)
"hiç kimseyle tek laf etmek istemezken; ani değişikliklerde bulunur, iş arkadaşlarımla konuşmak ve arkadaşlık etmek için neredeyse can atardım. onlara duyduğum bu soğukluk birden ortadan kalkar, sevgiye dönüşürdü. kim bilir, belki de bu duygular gerçekte yoktu, belki de kitaplardan kapma yapmacık duygulardı." (sf. 49)
"en bayağı ve en aşağılık insanlarn aynı zamanda namus timsali olarak kalabilmeleri ancak bizim ülkemizde mümkündür!" (sf. 51)
"hırçınlığım nedeniyle, tutku adını verdğim duygularım keskin ve yakıcıydı. isteri krizlerine benzeyen bulutlar, gözyaşlarıyla ve çırpınmalarla geliyordu." (sf.52)
Dostoyevski
Yeraltından Notlar
"...kötü ve hırçın biri değilim. bu yaptıklarım gönlümü hoş tutmak için sadece. öfkeden ağzım köpükler saçarken, yüzüme azıcık gülünüp bir fincan şekerli çay verildiğinde gevşer ve duygulanırdm." (sf. 8)
"ben gerçekten kötü bir insan değilim. ne aksi bir adamım ne uysal; ne namuslu, ne alçak, ne de onurlu biriyim. ne kahramanım, ne de bir korkak. hiçbir şey olamadım." (sf. 9)
"...herşeyi tam anlamıyla algılamak bir hastalıktır." (sf.10)
"niçin ben iyilik, güzellik, yücelik gibi şeyler konusundaki anlama gücüm arttıkça, bataklığa daha çok gömülüyor ve boğulacak duruma geliyordum? üstelik bu bende rastlantısal bir şey değil, kaçınılmaz bir durum haline geldi. sanki, bu halim bir hastalık, bir rahatsızlık, bir düzensizlik değil de benim doğal halim gibiydi." (sf. 10)
"işte, ben yapmacıksız bir insanı; onu özene bezene topraktan yaratan şefkatli bir doğa ananın görmek istediği gibi gerçek ve normal bir insan sayarım. böyle bir insanı korkunç derecede kıskanırım. yani böyle bir insan aptaldır!" (sf. 14)
"herhangi bir sebeple bu doğa kanunlarından biri; örneğin, iki kere ikinin dört ettiği, benim hoşuma gitmiyorsa, bundan kime ne?" (sf. 17)
"iki kez de böyle aşık olmayı denedim ve bu yüzden olmadık acılar çektim. kalbimin bir köşesinde bu acıya inanamazlık, hem de bu acıyla alay etmek yeşerirken, yine de acı çekmeyi sürdürdüm. üstelik sırılsıklam bir aşık gibi kıskanıyor ve kendimi kaybediyordum. bunun tek sebebi can sıkıntısıydı." (sf. 21)
"bence iki kere iki dört yalnızca bir küstahlık. iki kere ikiyi yolunuzun ortasında külhanbey gibi duran, ellerini beline koymuş, her yana tükürükler saçan biri olarak düşünüyorum. sonra da onun mükemmel bir varlık olabileceğini de kabul ediyorum ama herşeyi güzel görmeye başladıktan sonra, iki kere ikinin dört değil de beş olduğunu düşünmek ve bundan zevk duymak da olumlur olabilir." (sf. 38)
"iş yerinde çalışanların hepsine karşı nefret ve korku besliyordum. bunlar ani çıkışlardı; ya hepsini küçümsüyor ya da hepsini birden kendimden üstün görüyordum." (sf. 48)
"hiç kimseyle tek laf etmek istemezken; ani değişikliklerde bulunur, iş arkadaşlarımla konuşmak ve arkadaşlık etmek için neredeyse can atardım. onlara duyduğum bu soğukluk birden ortadan kalkar, sevgiye dönüşürdü. kim bilir, belki de bu duygular gerçekte yoktu, belki de kitaplardan kapma yapmacık duygulardı." (sf. 49)
"en bayağı ve en aşağılık insanlarn aynı zamanda namus timsali olarak kalabilmeleri ancak bizim ülkemizde mümkündür!" (sf. 51)
"hırçınlığım nedeniyle, tutku adını verdğim duygularım keskin ve yakıcıydı. isteri krizlerine benzeyen bulutlar, gözyaşlarıyla ve çırpınmalarla geliyordu." (sf.52)
Dostoyevski
Yeraltından Notlar
Etiketler:
alıntı,
alıntılamak,
dostoyevski,
edebiyat,
modern novel,
notes from underground,
quotation,
roman,
rus,
rus edebiyatı,
yeraltından notlar
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)